<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?><rss version="2.0"><channel><title>En güzel Fıkralar - Sevgi ve Sohbet Fıkraları</title><description>Çeşitli Kategorilerde Fikralar , Temel Fikrasi , Erotik Fikra , Ve Binlerce Fikra sitemizde bulabilirsiniz.</description><link>http://fikra.sevgisohbet.com</link><language>tr-TR</language><item>
<title>Unutkan Palavracı</title>
<link>http://fikra.sevgisohbet.com/Makale/Unutkan_Palavraci.html</link>
<description>birgün palavracı bir avcı kahvede etrafına milleti toplamış başlamış işkembeden sallamaya:
- geçen ormanda avlanıyordum... o da nesi tam 500 kiloluk bir ayı...
- eee demiş meraklı dinleyicileri
bir ateş etmişim tam iki gözünün ortasından indirdim. sağ bacağını kestim omzuma attım.
- sonra? diye ilave etmişler
sonra bir de ne göreyim? tam bir tonluk bir geyik. kaçmasına fırsat vermeden onu da indirdim aşağıya. onun da sol bacağını kestim attım diğer omzuma...
tam o esnada kahveye giren bir genç avcıyı yanına çağırır ve birşeyler söyler... avcı kalabalığa geri döndüğünde mevzuyu unutmuştur. kalabalıktan biri sorar:
-sonra ne yaptın abi?
-haa nerde kalmıştık?
- abi iki bacağı omzuna atmıştın...
- tabi tabii sonra verdim anam verdim i</description>
</item><item>
<title>Ayı</title>
<link>http://fikra.sevgisohbet.com/Makale/Ayi.html</link>
<description>adamın biri eski bir macerasını kahvede arkadaşlarına anlatıyordu.macera şöyleydi.
-"ben dağa çıkmıştım.Önüme bir anda kocaman bir ayı çıktı.ben kaçmaya başladım.ayı beni kovalıyor ve bana da çok yaklaşıyordu.ayı bana tam pençeyi yapıştırcak ayı kayıp düşüyordu.bu 2-3 kez oldu böyle."
kahve de oturan adamlardan biri şöyle dedi:
"abi ben olsam altıma yapardım.
adam cevap verir.
-"lan ayıoğluayı, ayı neye basıpta düşüyor sanıyorsun!!!"</description>
</item><item>
<title>Yavşak Tavşan</title>
<link>http://fikra.sevgisohbet.com/Makale/Yavsak_Tavsan.html</link>
<description>bir tavşan durmadan tilki yavrularının yanına gelip 
sizin ananızı s*kecem diyormuş.
tabii yavrular bunu akşam anelerine söylemişler. anneleride, "siz ona bakmayın yavrularım" demiş.
ertesi gün yine tavşan sizin ananızı s*kecem deyip kaçmış, bunu duyan anne tilkinin tepesi atmış, "ben ona gösteririm" demiş. çoçuklarına bi sonraki gün evden çıkar gibi yapıp saklanmış bi ağacın arkasına.
tavşan gelmiş yine tam sizin anan... derken tilki fırlamış ağacın ardından.
tavşan önde tilki arkasında başlamışlar koşmaya,
kaç tavşan kaç, 
tut tilki tut
misali :
tam bu sırada tavşan geniş bi ağaç kovuğuna dalmış, tabii tilkide peşisıra.
tavşan rahatça geçmiş kovuktan ama tilki daha kovuğun girişinde sıkışıvermiş.
tabi tavşan bundan istifade sallana sallana geçmiş tilkinin ardına, bakmışki pozisyon ofsayt :
şöle bi etrafına bakınmış ve demiş ki,
"yahu hiçte canım istemiyor ama nalet olsun, çocuklara söz verdik".</description>
</item><item>
<title>Haydar Emmi</title>
<link>http://fikra.sevgisohbet.com/Makale/Haydar_Emmi.html</link>
<description>haydar emmi diye biri avlanmayı çok seviyormuş. piyangodan büyük ikramiyeyi kazanınca olan parayı 15 günlük bir safariye yatırmış.
15 gün sonra dönmüş gelmiş haydar emmi köy kahvesine, ayakta karşılamışlar haydar emmiyi, hepbir agizdan "de hele anlat, neler yapmışsan haydar emmi, neler görmüşsan?" diye sormuşlar..

bizim emmi demis ki "vuallah zebra avlamışam."
-ulaaa zebrada ne oli? diye sormuş köylünün biri.
-bizim eşşegi bilisen? diye sormuş bizim emmi..
-he bilirem
-ha iste bizim eşşegin çizgilisidir ha, böyle pijama giyimiş gibim oli.

sonra zürafa avlamışam..
aynı köylü yine sormu. "ula zürafada ne oli?" 
-bizim eşşegi bilisen?
-he bilirem
-iste bizim eşşegin 3-4 metre daha uzuni oli

vuiii, eee başka ne yapmışsan haydar emmi? diye sormuş köylü..
piton avlamışam demiş avcı emmi..
-la pitonda ne oli?
-bizim eşşegi bilisen?
-he bilirem..
-eşşegin s*kinide bilisen?
-he bilirem..
-aha odir, ama eşşek yohtir.</description>
</item><item>
<title>Yağmurda Otostop</title>
<link>http://fikra.sevgisohbet.com/Makale/Yagmurda_Otostop.html</link>
<description>bir gece vakit gece yarısına doğru alama otoyolunun kenarında duran bir zenci kadın gördüm. bardaktan boşanırca yağan yağmura rağmen, bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu. geçen her arabaya el sallıyordu. yanında durdum. 60li yıllarda bir beyazın bir zenciye hem de alabamada yardıma kalkışması pek olağan şeylerden değildi. onu kente kadar götürdüm. bir taksi durağına bıraktım. ayrılırken ille de adresimi istedi verdim. bir hafta sonra kapım çalındı. muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar. bir de not ekliydi, armağanda.. "geçen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. o korkunç yağmur sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti.kendime güvenimi yitirmek üzereydim, siz çıka geldiniz. sizin sayenizde ölmekte olan kocamın yatağının baş ucuna zamanında ulaşmayı başardım. biraz sonra son nefesini verdi. tanrı bana yardım eden sizi ve başkalarına karşılık beklemeksizin yardim eden herkesi kutsasın!.. en iyi dileklerimle, bayan nat king cole.</description>
</item><item>
<title>Marangoz</title>
<link>http://fikra.sevgisohbet.com/Makale/Marangoz.html</link>
<description>yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. İşveren müteahhidine, çalıştığı konut yapım işinden ayrılarak eşi ve büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir yaşam sürmek tasarısından söz etti. Çekle aldığı ücretini elbette özleyecekti. ne var ki emekli olması gerekiyordu. müteahhit, iyi işçisinin ayrılmasına üzüldü ve ondan, kendine bir iyilik olarak, son bir ev yapmasını rica etti. marangoz, kabul etti ve işe girişti, fakat gönlünün yaptığı işte olmadığını görmek pek kolaydı. baştan savma bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. kendini adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne büyük talihsizlikti!... İşini bitirdiğinde işveren, evi gözden geçirmek için geldi. dış kapının anahtarını marangoza uzattı. “bu ev senin” dedi, “sana benden hediye” . marangoz, şoka girdi. ne kadar utanmıştı! keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi! o zaman böyle yapar mıydı hiç! bizim için de bu böyledir. gün be gün kendi hayatımızı kurarız. Çoğu zaman da, yaptığımız işe elimizden gelenden daha azını koyarız. sonra da, şoka girerek, kendi kurduğumuz evde yaşayacağımızı anlarız. eğer tekrar yapabilsek, çok daha farklı yaparız. ne var ki, geriye dönemeyiz. marangoz sizsiniz. her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz. “hayat bir kendin yap, tasarımıdır” demiştir biri. bugün yaptığınız davranışlar ve seçimler, yarın yaşayacağınız evi kurar. Öyle ise onu akıllıca kurun. unutmayın... paraya ihtiyacınız yokmuş gibi çalışın. hiç incinmemiş gibi sevin. kimse izlemiyormuş gibi dans edin. ve lütfen, bu sözleri arkadaşlarınıza iletin. ben ilettim</description>
</item><item>
<title>Bir Aşk Hikayesi</title>
<link>http://fikra.sevgisohbet.com/Makale/Bir_Ask_Hikayesi.html</link>
<description>dondurucu soğukta bir an önce evime varabilmek için hızla yürürken, ayağımın ucunda bir cüzdan gördüm.. hemen aldım. sahibini gösteren bir kimlik vardır diye acele acele açtım.. İçinde üç dolar ve sararıp kat yerleri yıpranmış eski bir zarftan başka birşey yoktu... sol üst köşede yalnızca gönderenin adresi, alıcı adresi yerinde bir posta kutusu numarası vardı. bir ipucu bulabilmek belki biraz da merakımı giderebilmek için zarfı açtım ve içindeki mektubu okumaya başladım. mektup, sol yanı çiçek resmiyle süslenmiş bir kağıda, özenli bir el yazısıyla yazılmıştı ve "sevgili michael" diye başlıyordu.. ve "annesi yasakladığı için onu bir daha göremeyeceğini" anlatarak devam ediyor.. "ama sakın unutma, seni daima seveceğim" diye bitiyor.. İmza.. hannah!.. elimde yalnızca, mektubu yazan kişiyle, mektubun yazıldığı kişinin birinci adları vardı. eve gider gitmez hemen telefon idaresini aradım.görevli kişi, kendisine bildirdiğim adreste yaşayanların telefon numarasını vermesinin yasalara aykırı olduğunu söyledi. fakat ısrarım karşısında: "belki, size yardımcı olabilirim" dedi. "bu adreste bulunan numaraya telefon ederim ve onlar kabul ederlerse, sizi görüştürebilirim lütfen bekleyin.." dedi. İki üç dakika sonra görevlinin sesi geldi.. "bağlıyorum efendim." telefonda, karşıdaki hanıma "hannah diye birini tanıyıp, tanımadığını" sordum. "bu evi, 30 yıl evvel, hannah diye kızları olan bir aileden aldık" dedi. "peki yeni adreslerini biliyor musunuz?.." "hannah annesini bir huzurevine yatıracaktı. oradan takip ederseniz, belki adres bulursunuz.." deyip bana huzurevinin adını verdi.. hemen aradım.. yaşlı anne yıllar önce ölmüş.. ama kızına ait eski bir telefon numarası var. belki orada bilirlermiş.. "bunların hepsi aptalca aslında" dedim kendi kendime.. İçinde sadece 3 dolar ve 60 yıl önce yazılmış bir mektup bulunan cüzdanın sahibini aramak için bunca zahmete ne gerek var ki.. aradım numarayı.. bir kadın "Şimdi hannah
ın kendisi bir huzurevinde" dedi ve numarayı verdi. hemen orayı çevirdim.. ses; "evet, hannah burada yaşıyor" dedi.. saat ona geliyordu ama hemen yola çıktım, hannahyı görmek için.. devasa bir binanın üçüncü katında şirin bir oda.. gümüş saçlı, sıcak tebessümlü bir yaşlı kadın.. gözlerinin içi ışıl ışıl ama.. anlattım olanları.. cüzdanı ve mektubu gösterip.. derin bir iç çekti mektuba bakarken ve "genç adam" dedi, "bu mektup, michael ile son kontağımdı.. onu öyle seviyorum ki.. sean connery gibi yakışıklıydı.. hani şu meşhur aktör.. ama ben 16 yaşındaydım.. Çok küçüğüm diye annem kesinlikle izin vermedi.." derin bir nefes daha.. "michael goldstein harika bir insandı. eğer bulabilirseniz ona söyleyin lütfen.. onu hep düşündüm.. hep.." bir ufak sessizlik.. bir derin nefes daha.. "ve onu hep sevdim.." İki damla yaş damladı elindeki mektuba, ıslanan gözlerden.. "ve hiç evlenmedim.. michael gibi birisini bulamadım ki.." hannahya teşekkür edip odadan çıktım. binadan çıkarken danışmada beni karşılayan kız "hannah hanım yardımcı olabildi mi size" dedi.." hiç değilse bunun sahibinin soyadını öğrendim" dedim.. cüzdanı elimde sallayarak.. o sırada yanımda dikilip duran hademe bağırdı.. "hey baksana.. bu bay michaelın cüzdanı.. Üzerindeki bu kırmızı şeritten onu nerde görsem tanırım.. cüzdanını hep kaybederdi zaten.. Üç kere ben buldum, koridorlarda.. "michael sekizinci katta yaşıyordu.. ok gibi fırladım tekrar asansöre. michael yatmamıştı. okuma odasında kitap okuyordu. hemşire beni ve elimdeki cüzdanı gösterdi. michael elini arka cebine attı, hızla.. sonra sevinçle "evet bu benim cüzdanım" dedi. "Öğleden sonraki yürüyüş sırasında kaybetmiş olmalıyım. size teşekkür borçluyum." "hiçbir şey borçlu değilsiniz" dedim. "ama özür dilerim. İpucu bulmak için açtım ve içindeki mektubu okudum." "mektubu mu okudun?" "sadece okumakla kalmadım. hannahyı da buldum.." "buldun mu? nerde? İyi mi? hala eskisi gibi güzel mi. söyle, lütfen söyle.." "Çok iyi.. hem de harika" dedim, yavaşça.. "bana onun telefon numarasını ver. yarın onu hemen arayacağım." elime sımsıkı sarıldı.. "o benim tek aşkımdı.. onu öyle sevdim ki, asla evlenmedim.. Çünkü bu mektup geldiğinde hayatım, anlamsal olarak bitmişti." "bay goldstein" dedim.. "gelin benimle.." asansörle üçüncü kata indik.. odanın kapısı açıktı. hannah sırtı kapıya dönük televizyon izliyordu.. hemşire ona yaklaştı, omzuna dokundu.. "hannah" dedi.. "bu bayı tanıyor musun?" gözlüklerini ayarladı bir an baktı, tek kelime etmeden.. "michael" dedi, michael, kapıda, kısık sesle.. "hannah.. ben michael.. beni tanıdın mı?.." "michael" diye yutkundu hannah. "İnanmıyorum.. bu sensin. benim michaelım." michael hannahya doğru yürüdü yavaşça. sarıldılar. hemşire yanıma geldiğinde onun da gözleri yaşlıydı.. "gördün mü, bak?" dedim "yaşamda, yaşanması gereken her şey, er ya da geç, bir gün kesinlikle yaşanacaktır." *** Üç hafta sonra beni huzurevinden aradılar. pazar günü bir nikah vardı.. gelebilir miydim? harika bir nikah töreni idi. hannah ve michael beni nikah şahidi yaptılar üstelik. hannah açık bej elbisesi içinde çok güzeldi.. michael de lacivert takımı içinde hala çok yakışıklı.. bir nikah tanığı olarak söylüyorum bu gözlemlerimi… aşklarını on sekiz yaşın heyecanı ve duygusuyla yaşayan 76 yaşındaki gelin ile 79 yaşındaki damadın nikahında keşke siz de bulunsaydınız… altmış yıl önce bittiği sanılan bir aşk öyküsünün, altmış yıl sonra, kaldığı yerden nasıl filizlendiğine siz de tanık olacaktınız.</description>
</item><item>
<title>Gerçek Has</title>
<link>http://fikra.sevgisohbet.com/Makale/Gercek_Has.html</link>
<description>kocam bir mühendisti. onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı… gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. eşimin 
-bir zamanlar çok sevdiğim
- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu. İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım. romantik anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum. oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı, evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı. sonunda kararımı ona da açıkladım: boşanmak istiyordum. Şaşkınlıktan gözleri açılarak 
iye? diye sordu. gerçekten belli bir sebebi yok dedim, sadece yoruldum. bütün gece ağzını bıçak açmadı. düşünüyordu. bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. ondan ne bekleyebilirdim ki! sonunda sordu: seni caydırmak için ne yapabilirim?  demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu. İşte mesele tam da bu dedim. sorunun cevabını kendin bulup kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.  diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. o çiçeği benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâlolacak. bunu benim için yapar mısın? yüzümü dikkatle inceledi ve sana bunun cevabını yarın vereceğim dedi. bu cevapla son ümidim de yok olmuştu. ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. boş bir süt şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı. sevgilim diye başlıyordu, o çiçeği senin için koparmazdım kalbim yine kırılmıştı. okumaya devam ettim. Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında, onu tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım var. anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım var. ! arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var. ın her ayki ziyaretinde sebep olduğu, karnındaki krampları rahatlatabilmem için avuçlarıma ihtiyacım var. evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikâyeler anlatabilmem için ağzıma ihtiyacım var. ! sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmem, saçlarında 
-görülmesini istemediğin
- beyaz telleri ayıklayabilmem, merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin 
- gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım var. ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir tanem. baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu. göz yaşlarım mektuba düşüyordu. mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda bekliyorum. koşarak kapıyı açtım. endişeli bir yüzle ve ellerinde sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi. artık çok iyi biliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. o çiçeği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim. bu gerçek aşktı... İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz. oysa aşk hep vardır. belki artık heyecansız, belki artık romantik değil... belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz... ama hep oralarda bir yerdedir. Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır. hayat tam da böyle bir şeydir.</description>
</item><item>
<title>Hamile Bayan</title>
<link>http://fikra.sevgisohbet.com/Makale/Hamile_Bayan.html</link>
<description>gerçek avustralya mahkeme gündemi 12659 
- hamile bayan davası yaklaşık 8 aylık hamile bir bayan otobüse biner. karşısında oturan adamın ona gülümsediğini farkeder. hemen başka bir koltuğa geçer. bu sefer gülümseme sırıtmaya dönüşür ve bayan da tekrar yer değiştirir. adam daha da eğleniyor gibidir. 4. yer değiştirmede adam kahkaha atar, bayan ,şoföre şikayet eder ve o da adamı tutuklattırır. olay mahkemeye intikal eder. hakim adama  yaklaşık 20 yaşındadır  söyleyeceği bir şeyi olup olmadığını sorar. adam cevap verir.\ sayın hakim , şöyle oldu: bayan otobüse bindiğinde durumunu farkettim. Üstünde \Çift nane İkizleri geliyor \ yazısı olan bir reklam afişinin altına oturdu ve ben sırıttım. daha sonra kalktı ve üzerinde \loganın ağrı kesici merhemi şişikleri azaltır \ yazılı afişin altına oturdu , ben de gülümsemek zorunda kaldım. daha sonra \ williamın büyük çubuğu yaptı \ yazan deodorant afişi altına oturunca kendimi çok zor tuttum. fakat , sayın hakim , dördüncü defa kalkıp \ goodyear kauçuğu bu kazayı önleyebilirdi \ afişinin altına oturunca.... ben koptum. dava dÜŞmÜŞtÜr.</description>
</item><item>
<title>Terbiyesiz Papağan</title>
<link>http://fikra.sevgisohbet.com/Makale/Terbiyesiz_Papagan.html</link>
<description>kadinin biri bir petshopa gider ve bir papagan almak istiyorum der. ahmet ismindeki petshop sahibi 
- "hanimefendi elimde bir tane papagan kaldi fakat bu papagan çok küfürbaz, almak istemezsiniz sanirim." fakat bir papagan sahibi olmak isteyen kadin 

- "hayir ne olursa olsun almak istiyorum" der ve papagani alir. evine geldiginde bir bakar ki gerçekten papagan kadini her eve geldiginde hosgeldin or.spu diyerek karsilar. buna dayanamayan kadin papagani alir ve petshopa geri götürür. 

- "ahmet bey bu papağan gerçekten çok terbiyesiz. her eve geldigimde beni hosgeldin or.spu diyerek selamliyor ve ben buna dayanamiyorum. papagani geri getirdim ve parami geri istiyorum." 

fakat o anda paraya ihtiyaci olan ahmet bey: 

- "hanimefendi merak etmeyin. siz bunu bana birakin ben terbiye edeyim siz yarin gelin alin. kadin inanmayarak da olsa tamam der ve gider. ahmet papagani alir ve bir çaydanlik su kaynatir." 

- "ne diyeceksin lan kadin eve geldiginde?" diye sorar papagana 
- "hosgeldin or.spu diycem." der papagan. 

bunun üstüne papaganin kafasini kaynar suyun içine sokar ve tekrar sorar. papagan yine ayny yaniti verir. bir olur iki olur ve papagan dayanamaz 
- "hosgeldiniz hanimefendi diycem" der. 

ertesi gün kadin gelir ve ahmet bey kadina papagani terbiye ettigini söyler. kadin bunu kontrol etmek istedigini söyler ve papagana sorular sormaya baslar. 

- "ben eve geldigimde bana ne diyeceksin?" 
- "hosgeldiniz hanimefendi diycem" der papagan. 

kadin çok sasirir ama emin olmak için devam eder. 

- "peki yanimda bir kiz arkadasimi getirirsem ne diyeceksin?" 
- "hosgeldiniz hanimefendiler diycem" 
- "peki yanimda bir erkek arkadasimi getirirsem ne diyeceksin?" 
- "hosgeldiniz beyfendi diycem." 
- "peki yanimda 2 tane erkek arkadasimi getirirsem ne diyeceksin?" 

- "oglum ahmet suyu kaynat bu kari harbi or.spu!!!"</description>
</item> 
</channel>
</rss>